haberler

duyurular

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz, "Türk kültüründeki Ayaz Ata geleneği, Hristiyanlık'taki Noel Baba veya Ruslardaki Ded Maroz mitolojisiyle alakalı değil, eskiye dayanan mitolojik bir gelenektir." dedi.


Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Yılmaz, yeni yıl kutlamalarını batı, doğu toplumları ve Türkler'de din üzerinden değil, inanç kültürü üzerinden açıklamak gerektiğini belirtti.

Yılmaz, "Türkler, milattan önceki yüzyıllarda bile yıl döngüsü olarak kabul edilen 21 Aralık gününü törenlerle kutlamıştır. Türk kültüründeki Ayaz Ata geleneği, Hristiyanlık'taki Noel Baba veya Ruslardaki Ded Maroz mitolojisiyle alakalı değil, tam tersi onlardan çok eskiye dayanan mitolojik bir gelenektir." dedi.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi, Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı (RUSEN) Prof. Dr. Salih Yılmaz, Türklerin yılbaşını kutlamasına, eski Türklerde bu kutlamaların nasıl olduğuna, kutlamaların sadece Hristiyanlık'ta mı olduğuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Yılmaz'a sorulan sorular ve verdiği cevaplar şöyle:

Türkler'de "yıl döngüsü" olarak da nitelendirilen Nardugan Bayramı nedir?

Doğu toplumlarında önemli kutlamalardan birisi de karanlık ve aydınlığın 3 günlük savaşı olarak kabul edilen 22 Aralık günü gün ışığı başlayan, 24 Aralık akşamına kadar süren yıl döngüsü kutlamasıdır. Bu kutlamaya göre en uzun gece sona erip günler uzayacak ve Güneş daha fazla görünecektir. Güneş'in daha fazla görünmesi ise tanrının insanlara hediyesidir. Aslında bu olay bilimsel bir gerçeklikken insanoğlu tarihten beri bugünü, geleneksel bir törene dönüştürmüştür. Bu törenler toplumlar arasında farklı biçimde uygulanmıştır. Örneğin, bugünü ilk kutlayanlardan birisi de Türklerdir.

Türkler eskiden beri 22 Aralık'ta gündüzün geceyi yenmesini bir zafer olarak nitelendirmekte ve bu zaferi akçam ağacı altında kutlamaktadırlar. Türklere göre güneşin doğuşu, yeni yıl döngüsü olarak kabul edilmiştir. Türkler, Güneş'e mitolojide 'Nar' ismini vermişlerdir. Türk atasözlerindeki 'Nar gibi yanıyor', 'Nar gibi kızardı' sözleri aslında 'Güneş gibi yanıyor veya kızardı' anlamındadır. Nardugan Bayramı olarak nitelendirilen bugün aslında Güneş'in doğuşu bayramıdır. Nardugan/Nartugan/Nardogan kelimeleri farklı Türk topluluklarındaki adlandırmalardır.

Türkler bu seremoni için özel bir hazırlık yapar mıydı? 

Evet. Türkler, 22 Aralık öncesinde bu bayrama hazırlanmak için evlerini ve yaşadıkları yerleri temizlerler, yeni ve temiz elbiseler giyerlerdi. Türkler'de bugün Tanrı Ülgen'e sunulmak üzere hediye hazırlanır ve en yüksek tepede akçam ağacı altında dualar ederek hediyelerini buraya bırakırlardı. Bu olay gerçekleşirken bölgenin en bilge ve yaşlı kişisi en görkemli elbiselerini giyerek bu törene liderlik ederdi.

Bu bilge kişi, Türk toplumlarının çoğunda farklı adlarla anılmıştır. Fakat genel kanaat Ayaz Ata isminin verildiğidir. Hatta Ayaz Ata'nın yaşlı olmasından dolayı ona yardımcı olarak torunu yaşında bir kızın yardımcı olduğudur. Ritüellerde bu kız gerçekten kızı veya torunu olabileceği gibi kızı/torunu yok ise torunu yaşında birisinin yardımcı olarak görevlendirilmesidir. Bu törende kadınlar önceden bezler hazırlayarak tören sırasında akçam ağacına bağlarlardı. Bu bezler veya ipler genelde koyun/keçi yününden yapılırdı. Bu bezlerde motif olarak da hayat ağacı işlenirdi. Türklerdeki bu gelenek, İslamiyet'in kabulünden sonra evliyalar veya önemli insanların mezarlarına veya bu mezarların yakınındaki ağaçlara bezler bağlanması şeklinde devam etmiştir.

Anadolu'da Khal Kagan kutlaması ile Noel kutlamaları çok benzer formlar taşıyor. Noel, Anadolu kültüründen mi geliyor?

Anadolu'da Sivas, Tunceli, Erzincan, Bingöl ve Muş'ta yeni yılın karşılanması olarak "Khal Kagan" kutlamalar yapılmaktadır. Bu kutlama her yıl aralık ayının son haftası Khal Khelk adı verilen ak saçlı, ak sakallı, yaşlı bir adamın, köy çocukları ile beraber kapı kapı dolaşarak hediyeler toplaması ile başlamaktadır. Hristiyan dünyasındaki Noel baba ile benzer bir durum söz konusu olsa da Hristiyanlık'taki Noel Baba figürü, yakın tarihte ortaya çıkmıştır.

"Türk kültürünün Rusları etkiledi"

Yörükler'deki Sayacı geleneğinin Ayaz Ata ile bağlantısı var mı?

Yine Yörük Türklerinde Saya geleneği vardır. Saya gezmesi genellikle koç katımından sonraki 100. günde olur. Bu da zemheri ayının ortalarına rastlamaktadır. Miladi takvime göre zemheri (erbain), 40 günlük bir süreç içerisinde gerçekleşmektedir. Bu sürecin 21 Aralık'ta başlayıp 31 Ocak itibarıyla sona erdiği varsayılmaktadır. 1 Şubat itibarıyla eskilerin deyimi ile zemheri ya da erbain dönemi son bulmaktadır.

Bu geleneğe göre köy gençleri bir araya toplanır, içlerinden seçtikleri üç genci, çoban, yüzü kara boyalı genç ve gelin kılığına sokarlar. Çoban kıyafetindeki gence keçeden yapılma aba veya kürk giydirilir, takma sakal, bıyık takılır ve belindeki kuşağa çan ve zil bağlanarak eline de uzunca bir değnek verilirdi. Gelin kılığına sokulan gencin başına yazmadan bir örtü ile uzun kollu entari giydirilirdi. Ayrıca gençlerden birkaçına da toplanacak yağ, bulgur vesaire koymak için heybe, torba ve helke verilirdi. Akşamdan sonra köyün bir ucundan başlanarak evler tek tek dolaşılır. Dolaşma esnasında hep bir ağızdan türküler söylenirdi. Türkler'de Sayacı geleneği aslında yıl döngüsünün kutlanmasıdır. Burada kural ise bölgede ilk koyunun doğurmasıyla bu döngünün başladığına inanılmasıdır.

Ayaz Ata kültürünün Ruslar'dan Türklere geçtiği iddialarının gerçeklik payı var mı?

Türk mitolojisinde Ayaz Ata isminde bir figür olup olmadığına dair tartışmalar vardır. Bu mitolojik inancın özellikle Hunlar ve öncesinde Gök Tanrı inancı ile alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Türkler'de günümüzde özellikle Orta Asya'da ve Sibirya'daki Türk topluluklarında Ayaz Ata ve Kar Kız/Ayaz Kız kültürü vardır. Bazı uzmanlar bu kültürün Rus kültüründen geçtiğini iddia ediyorlarsa da tam tersi Türk kültürünün Rusları etkilediğini söyleyebiliriz.

Ayaz Ata adının Rusça'daki Ded Maroz (Ayaz/Soğuk Dede/Ata) ile Sneguroçka (Kar Kız) sözcüklerinin çevirisi olması araştırmacıları yanıltmaktadır. Rusya'da özellikle Sovyetler Birliği döneminde Ded Maroz geleneğinin yaygınlaşmasıyla bu kültürün Sovyetler sebebiyle Türkler'e geçtiğine dair yanlış bir algı vardır. Türkler'de kış dönümü Hunlar döneminde kutlanan bir gelenektir. Türk mitolojisinde hayat ağacının kutsallığı, Gök Tanrı'nın en yüksek tepede yaşadığına inanılması ve özel günlerde hediyeler sunulması bir gelenektir.

Ruslarda Ded Maroz kutlaması Stalin'in yakın arkadaşı Pavel Postyshev tarafından ortaya atılmıştır. Pravda gazetesinin 1935 yılındaki bir baskısında ilk defa Ded Maroz'dan bahsedilmiştir. Pavel Postyshev, Ded Maroz'u kurgularken Türklerin o tarihlerde zaten kutladığı Ayaz Ata'dan faydalanmıştır. Hatta ilk kurgulanan Ded Maroz'a da Türkçe Ayaz Pavloviç Atayev ismi verilmiştir. Ded Maroz'a eşlik etmesi için de Akşeker ya da Karkızı figürü Türk mitolojisinden faydalanılarak kurgulanmıştır.

Ünlü yazar Cengiz Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" adlı romanında Ayaz Ata geleneği Türklerin mitolojik kahramanı olarak işlenmektedir. Rusların Ded Maroz'u kurgularken Türk mitolojisindeki Nardugan Bayramı'nı örnek alması, sanki bu geleneğin Ruslardan Türklere geçtiği gibi algılansa da, tam tersi bir durum söz konusudur.

Ayaz Ata geleneği, Türklerde özellikle Sibirya ve Altay Dağları çevresinde yaşayan Türkler'de yaygın olarak kutlanmıştır. Kuzey Türkleri özellikle Şaman/Kamları kullanarak kış dönümünü kutlamışlardır. Türkler'de Şamanlar en bilge ve tanrıya ulaşılması için başvurulan bir varlık olarak görüldüğünden Ayaz Ata olarak görev de onlara verilmiştir. Ayaz Ata geleneği, genelde Kuzey Türkleri için vardır. Güney Türkleri olarak kabul edilen Oğuzlar'da bu gelenek, daha çok Nevruz olarak kutlanmıştır.

Yakın dönemde özellikle Kazakistan'da Ayaz Ata geleneği oldukça yaygınlaşmıştır. Kazak şairi Abay Kunanbayev'in Ayaz Ata'yı tanımladığı şiiri şöyledir:

"Ak giyimli gövdeli, aksakallı/Kör ve sağır tanımaz diri canlı/Üstü başı ak kır, rengi soğuk/Bastığı yeri gıcırdatıp, gelip kaldı./Nefesi tipi, ayazla kar/İhtiyar baba: Kış, gelip hüzün saldı./Uçmaz külahını ok gibi dimdik yapıp/Ayazla kızarıp parladı./Bulut gibi kaşları kapamış iki gözün/Başını silkse kar yağdırıp seni zorladı."

"Bu gelenek, Ruslardan da, Hristiyanlardan da eskiye dayanmaktadır"

İslamiyete geçiş sonrası bu gelenekler nasıl bir forma büründü?

Kuzey Türkleri, İslamiyeti kabul ettikten sonra Ayaz Ata da kimsesizlere, yolda kalanlara, zorda kalanlara yardım eden evliya rolüne bürünmüştür. İslam inanç kültüründeki 'Hızır' kimliğini, İslam öncesi Türklerde Ayaz Ata üstlenmiştir. Kazak Türklerinde kışın karşılanması Soğumbası adlı törenle kutlanmaktadır. Eski Türk mitolojisinde yel (rüzgar), evreni döndüren, şekillendiren bir güçtür. Ayaz aslında yel sayesinde oluşur. Efsaneye göre, Ülker burcunun altı yıldızı, göğün altı deliğidir. Bu deliklerden yeryüzüne soğuk hava üfler ve kış oluşur. Ayaz Ata ise bu soğukta darda kalanlara ve ihtiyaç sahiplerine yardım eden bir kişidir. Eski Türkler ilk zamanlarda Ayaz Ata kültürünü Yel Ana olarak da tanımlamışlardır. Yel Ana kültürü zamanla Yel Ata olmuştur.

Türkler, Yel Ata kültürünü zamanla Ayaz Ata olarak adlandırmaya başlamışlardır. Türk topluluklarında Kutsal Baba, Çam Baba olarak da anılan Ayaz Ata kültürüne zamanla ona iyiliklerinde yardım ve eşlik eden kızı, bazı hikayelere göre de torunu eklenmiştir. Ayaz Ata, Özbekçe Ayoz Bobo veya Ayaz Ota, Kırgızca Ayaz Ata, Kazakça Ayaz Ata olarak nitelendirilmektedir. Bazı Türkler ise Ak Ayas olarak isimlendirmektedir. Başkurt lehçesinde Ayaz Ata, Kış Babası olarak yer alır. Torunu ise Kar Güzeli adıyla anılır. Tatar kültüründe ise Qış Babay (Kış Babası), torunu ise Kar Kızı olarak tanımlanmaktadır.

Sonuç itibarıyla Türklerde 21 Aralık günü veya ilk karın düştüğü gün kutlanan kış döngüsü, Hristiyanlık ve İslamiyet'in inanç sisteminde kendisine yer bulmakta zorlanmıştır. Hristiyanların bir kısmı Hazreti İsa'nın doğumunu 25 Aralık'ta kutlamaktadır. Fener Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Rus Kilisesi İsa'nın doğumunu 6 Ocak'ta kutlamaktadır. Bu haliyle Türklerin geleneksel akçam ağacı kutlamaları veya Ayaz Ata kültürü, diğer semavi dinlerin inanç sistemi içerisinde kendisine yer bulamamıştır. Türk kültüründeki Ayaz Ata veya Nardugan Bayramı, ya Hristiyanlıkla veya Rus gelenekleriyle özdeşleştirerek sanki Türklere ait değilmiş gibi sunuluyorsa da Türklerdeki bu gelenek, Ruslardan da, Hristiyanlardan da eskiye dayanmaktadır.

Nardugan, Türklerde yeni yıl bayramıdır. Ayaz Ata ise bu bayramın simgesidir. Ayaz Ata, her yıl 22 Aralık'tan sonra gelen ilk dolunayda ortaya çıkar ve 1 Şubat'a kadar kutlamalar devam eder. Kuzey Türklerinde 21 Aralık'an sonra ilk dolunayın çıktığı ilk gün, yeni yılın ilk günüdür. Akçam ağacı ise tanrı ile kurulan bağlantının simgesidir. Türklerin işlediği halı, kilim ve diğer motiflerde hem akçam ağacı hem de Ayaz Ata motifleri bulunmaktadır.

Yılbaşı kutlamak her yıl olduğu gibi bu yıl da tartışmalara konu oluyor. Yılbaşı kutlamak Hristiyan geleneği midir?

Güney Türkleri/Oğuzlar, yeni yıla Nevruz ile başlamaktadırlar. Hem Kuzey Türkleri hem de Güney Türkleri, yeni yılda kutlama yapmışlardır. Kış dönümü ve bahar dönümü olarak adlandırılan bu bayramların yaşadıkları coğrafyaya göre farklılık gösterdiğini söyleyebiliriz. Günümüzde İslam kültürüyle yetişenler için yılbaşı kutlaması, Hristiyanlık geleneği olarak görülmektedir. Fakat Türklerde hayat ağacı kültürünün yaygın olarak kullanıldığını düşündüğümüzde, Türklerin yeni yıl kutlamalarının Hristiyanlıktan çok daha eskiye dayandığını söyleyebiliriz.

Türk kültüründeki Ayaz Ata geleneği, Hristiyanlık'taki Noel Baba veya Ruslar'daki Ded Maroz mitolojisiyle alakalı değil, tam tersi onlardan çok eskiye dayanan mitolojik bir gelenektir. Ayaz Ata, Ayaz Han olarak da bilinen bu soğuk beyi Ruslar'daki gibi kötülüğü temsil etmemektedir. Rus mitolojisinde Ded Maroz, soğuk getiren bir kötü ruhtur. Fakat Türklerdeki Ayaz Ata, soğukların bitmesine neden olan iyi bir ruhtur. Türklerde Ayaz Ata'nın bindiği kızaktaki altı ayak ise Ülker burcunun altı yıldızı ve göğün altı deliğini temsil etmektedir. Ayaz Ata, Türklerde Ay Tanrısı ile iletişim kurarak soğukların bitmesi için aracılık etmektedir. Ay Tanrısı'nın, soğuk havaya karşı Türkleri koruması için Ayaz Han'ı gönderdiğine inanılır.



4 görüntülemeBir yorum yaz

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulunca, "Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri"nin sahiplerini belirledi.

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamada, Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nin, kültüre ve sanata hizmet ederek Türk medeniyetinin sürekliliğine önemli katkılarda bulunan, dünyada kültür ve sanatın yücelmesine zemin hazırlayan ve üstün gayret gerektiren, yetenekleriyle özgün eserler üretip estetik değerlere bağlı hizmetlerde bulunan vatandaşların, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına onurlandırılması amacıyla her yıl düzenlendiği ifade edildi.

Türkiye'nin her biri defalarca ödüllendirilmeye layık, sayısız kültür ve sanat insanına sahip olduğu vurgulanan açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulunun, titiz bir çalışma yürüterek Türkiye'nin hazineleri sayılan sanatçı ve kültür insanları arasından bazılarını, eserleri ve hizmetleri açısından değerlendirdiği bildirildi.

Buna göre, "edebiyat" dalındaki ödüle, "yerli düşüncenin egemenliği adına ürettiği özgün eserler, Türk Edebiyatı'na kattığı kelime tercihleriyle  dolu estetik anlatım dili ve insanı kalbinden tutmayı öneren değerli fikirlerinden dolayı", eylül ayında hayatını kaybeden Türk edebiyatının önemli ismi Nuri Pakdil layık görüldü.

"Müzik" alanındaki ödülün, "Türk pop ve rock müziğinde kültürel kimliğin temsiline verdikleri önem ve kırk yılı aşkın süredir devam ettirdikleri müzik çizgilerindeki istikrar ve başarıları dolayısıyla" MFÖ'ye verilmesi kararlaştırıldı.

"Sinema" ödülüne, "Türk sinemasının milli ve yerli kimliği için bir ömür boyu süren çabaları ve bu uğurda ürettiği özgün sinema eserleri dolayısıyla" Mesut Uçakan layık bulundu.

"Resim" dalındaki ödül, "kültürel geleneklere bağlantılı çalışmaları ve peyzaj tasvirlerine yönelik soyut çalışmalarıyla Türk resmine getirdiği farklılık ve resmin özgün temsilcilerinden birisi olmasından dolayı" Devrim Erbil'e verildi.

"Geleneksel sanatlar" ödülüne, "hat ve ebru sanatlarının yeni nesillere aktarılması, sevdirilmesi ve öğretilmesindeki üstün gayret ve çabaları dolayısıyla" Fuat Başar hak kazandı.

"Mimarlık" ödülünün "Türk mimarisinin geçmişine yönelik kuramsal ve kavramsal çalışmaları, restorasyon faaliyetleri, İslam mimarisi içinde Türk eserlerinin kimliğini vurgulayan görüşleri ve bu konulara dair yazdığı kitapları dolayısıyla" Doğan Kuban'a verilmesi kararlaştırıldı.

"Sosyal Bilimler" dalındaki ödülün "tarih ve kültür tarihçiliğine yaptığı katkıları, İslam tarihindeki tasavvufi grup, kişi ve yapıları sosyal tarih perspektifinden titizlikle inceleyen akademik çalışmaları dolayısıyla" Ahmet Yaşar Ocak'a verilmesi uygun bulundu.

"Vefa" ödülüne ise "Türk kültür ve medeniyetinin günümüz insanına aktarılması yolunda gösterdiği emek ve verdiği eserler ile Osmanlı coğrafyasının her yanına uzanan beraberlik ruhunun yaşatılması çabaları ve Anadolu kültür birliği yolunda gençlere verdiği emek dolayısıyla" ağustos ayında Van'ın Erciş ilçesinde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden eski Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Haluk Dursun layık görüldü.

MFÖ: "ONUR DUYDUK"

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'ne "müzik" alanında layık görülen MFÖ grubu üyeleri, ödülden onur duyduklarını ifade etti.

Mazhar-Fuat-Özkan olarak da müzik dünyasında tanınan gruptan Mazhar Alanson, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ödül dolayısıyla mutluluğunu dile getirerek, "Bu ödülü aldığımız için onur duydum. Hala müziğe devam edip, üretebildiğimiz için mutluyuz. Hakikaten bu tip ödüllerle de nefsimiz okşanıyor." dedi.

Fuat Güner de 1984 yılında çıkardıkları "Ele Güne Karşı Yapayalnız" albümündeki aynı adlı şarkının "Yüzyılın En İyi Şarkısı" seçildiğini belirterek, şunları söyledi:

"Bize bu ödülü layık gören herkese teşekkür ediyoruz. Aslında bu tür ödülleri almak bir sanatçı için yaşama sevincidir. Bu kadar yıldır uğraştığınız müzikle demek ki halk tarafından bir beğeni elde edilmiş, sizi sevmişler, sizin parçalarınızı benimsemiş, şarkılarınızı konserlerde bütün sözleriyle suratınıza söylüyorlar. Bu tabii bir sanatçı için oldukça mutluluk verici ve de 'İyi ki bu işi yapıyorum.' dedirten bir şey. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Ödülümüzü de bu çerçevede ele alırsak, aldığımız her ödül bize ilerisi için biraz daha fazla çalışma isteği ve daha fazla devam etme arzusu veriyor. Yaşlarımız ilerlese de büyük bir şevk oluyor. Tabii ki çok mutlu oluyoruz. Ne güzel. Böyle ödülleri, hayatımızın geri kalan kısmında da almaya devam etsek, belki de daha uzun yaşarız."

Özkan Uğur ise ödüle layık görülmekten duyduğu memnuniyeti, "Ne güzel. Çok teşekkür ederiz. Onur duyduk. Bu beraberliğimiz şükürler olsun ki yıllardır devam ediyor. Sağlığımız yerinde olduğu müddetçe devam da edecek inşallah. Ne güzel, kalıcı doğru, güzel eserler bırakmışız ki bu ödüle layık görülmüşüz. Çok memnun olduk tabii ki. Cumhurbaşkanlığından ödül almak çok önemli bir şey bizim için tabii ki. Grup olarak devamlılığımızı sürdüreceğiz inşallah. Sağlığımız yerinde olduğu müddetçe tabii. O da önemli. Demek ki doğruyu, güzeli hedefleyen eserler bırakmışız. Her zaman kalıcı eserler bırakmak da önemli. Bunun karşılığını görmek de çok güzel bir duygu." sözleriyle dile getirdi.

"Türk pop ve rock müziğinde kültürel kimliğin temsiline verdikleri önem ve 40 yılı aşkın süredir devam ettirdikleri müzik çizgilerindeki istikrar ve başarıları dolayısıyla "müzik" dalındaki ödüle layık görülen topluluk, kariyerleri boyunca "Güllerin İçinden", "Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da", "Yalnızlık Ömür Boyu", "Sarı Laleler", "Hep Yaşın 19", "Bodrum Bodrum" ve "Vurgun Yedim adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda unutulmaz şarkıya imza attı.

4 görüntülemeBir yorum yaz
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now